Güçlü kadın olmak... Olabilmek... Bazen ben güçlü değilim ki demek... Ya da yaşananlara yıllar sonra dönüp baktığında ben ne kadar da güçlü bir kadınmışım demek....
Ama hiç bir zaman şöyle demedim ben: "hayır şimdi değil daha sonra güçlü olurum"... (A. Erdoğan, Hayatın sonsuzluğunda, 2005)
Hiç ayrilamam sandığım doğup büyüdüğüm sehirden ayrılınca fark ettim güçlü olmam gerektiğini... Bambaşka bir sehirde... Koskocaman bir sehirde... İnsanların ruhunu kaybettiği... Kimliğini kaybettiği... Duygularını kaybettiği o sehirde sadece bana alt olan evimde yalnız kaldığım gecelerde öğrendim... Akademik kariyer denen kimilerine göre hayatın tek hedefi, benim içinse mesleğim için gerekli olan eğitimimin bir parçası için sürüklenmiştim yasamayı hiç planlamadığım o şehre... belki de bilinçaltımda ya karşısında dik duramazsam diye barınan korkularım nedeniyle... Nerden bilebilirdim ki insanın hayatını aslında kendisinin tek basına belirleyemediğini... Nerden bilebilirdim ki o farklı başlangıçların beni bambaşka bir ben olmaya götüreceğini....
Güçlü kadın oldugumu gösterdi o sehir bana... Ve ayrılırken o sehirden yedi yıl öncesinde ki bana şöyle bir gülümseyerek baktım sadece...
Acıyan yaralarımla başetmeye çalıştığım, sabahlarına uyanmak istemediğim, nefes alamadığım, ağladığım ya da çok istesem de ağlayamadığım, sadece sızıp kaldığım o gecelerde hayatla başetmeyi öğrendim ben aslında... Kimse olmadan iyileşen o yaralar, bana hiç kimse olmadan ayakta durabilmeyi öğretti... Yaraların izlerine bakınca bunları tek basıma iyileştirdim ben diyebilmeyi öğretti... Hem de o yarayı kim acmıştı, kim daha derinlestirmisti diye sorgulamadan ne kendimi ne de onları...
güçlendikçe yalnızlığıma sarıldım... yalnızlaştıkça güçlendim... hayatıma yeni insanları almakta her geçen gün giderek daha da zorlandığımı hissetmeye başladım... kimi zaman benim yeni baştan benzer acıları yaşamamam için kendi içimde yarattığım ve belki de aslnda kendime karşıma olsa da görünür de onlara karşı hissettiğim güvensizlik, kimi zaman da onların benim dünyamda yer almak için gösterdileri acelecilik engelledi bizi. bazen yalnızlığımı içinde sakladığım duvarlarım dışardan sapasağlam, yüksek, aşılması zor, atlaması mümkün olunmayan ve sanki hiç kapısı olmayan, sanki benim içinden çıkmayı istemediğim bir şato gibi göründü kimlerine... o kasvetli yükseklik korku verdi belki de... nasıl aşılabilirdi ki bu duvarlar? sadece içeridekini korumak için yapılmış olduğu kimsenin aklına gelmiyor belki de... ya da ben öyle olduğunu gösteremiyordum... çok memnundum belki de şatomdan...
ne de olsa kolay olmamıştı onu yaratabilmek bir başıma... farklı düzeylerde, farklı yapılarında, farklı aşamalarında katkısı olan çok kişi vardı elbette... zaman zaman beni engelledikleri düşünsem de, şatomu yıkacaklarına inansam da aslında her birinin güç kattığını yıllar sonra anladığım yaşanmışlıklar...
şimdi kimi zaman içinde çok şatafatlı bir yaşantım var diye düşünüyor bazıları... hep böyle olduğumu düşünenler de var... o şatonun içinden hiç dışarı çıkmamışım gibi... ya da o kadar çekici bir şato görüntüsü var ki sanki herkesi davet ediyormuş gibi içinde gezinti yapmaya gibi görenler de var...
aslında kimsenin bir şeyler görmesi gerekmiyor... görmek için de bakmamalılar asla... görmeye çalıştıkça duvarlar yükseliyor giderek.
duvarların bazen ben istediğim için bazen de farkında olmadan yükseldiğini hissettiğim günlerde; yükselen her duvarla birlikte bireyselleştiğimi, bencilleştiğimi ve asıl benden uzaklaştığımı düşündüm... kendimi tanıyamama korkusuna kapıldım... kendime döndüm... bu kez şatonun kapılarını gerçekten görünmez yapmıştım... bilerek... isteyerek... düşündüm, okudum, yazdım yaşadıklarımı, hissettiklerimi günlerce... sonra beni inceledim şöyle dışardan bakarak... nerdeyim, kimim, nasıl geldim, nereye gitmek istiyorum.... neleri istemiyorum, nelerden keyif almıyorum... ve dahası...
ve şimdi
kim olduğunu...
nasıl güçlü kadın olduğumu...
ama o gücün de sınırlarının olduğunu...
biliyorum....
şatomun duvarları dışardan nasıl görünüyor? kapısı var mı yok mu? varsa nerede? nasıl açılır? kimlere açılır?
biliyorum...
...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder