Gilraen Telrunya

içimden geçenler... yazıya dökülenler...

şahmaran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şahmaran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2010

Tarsus

Hani bazı seyahatlar vardır plansız, hesapsız... Öylesine düşersiniz yola... Sonra dersiniz ki iyi ki gelmişim... En huzur bulduğunuz, keyif aldığınız seyahatlerdir bunlar... İşte bunlardan birini geçtiğimiz hafta yaşadım... Bir kez daha plansız seyahatlerin ne kadar keyif verici olduğunu anlamış oldum böylece...

İzine ayrılırken çok fazla planım yoktu... Tarsuslu arkadaşım ve annesinin ısrarları ise uzun süreden beri vardı...İşyerinden eski öğrencimiz, şimdi ise asistan olan arkadaşımızın nikahı burada, düğünü Tarsus'ta olacaktı... İşte böyle bir bahaneyle düştük yollara...

Tüm Türkiye'nin sıcaktan kavrulduğu günlerde sımsıcak güneşin altında, yüzünü güneşe dönmüş ayçiçeklerini seyrederek, masmavi gökyüzüne bakarak, bazen yemyeşil pancar ve mısır tarlalarının eşliğinde, bazen de boz topraklar ve üzerinde yaşama sarılmış sayılı ağaçlarla birlikte, küçüklüğümüzde hadi bir ev çiz bakalım denildiğinde çizdiğimiz küçük kapılı ve pencereli, önünde bir ya da iki ağacın bulunduğu bahçesinin çitle çevrildiği, kırmızı kiremitlerle yapılmış çatısının güneş ve tozdan rengini yitirdiği kutu gibi evlerin bulunduğu köylerden geçerek ulaştığımız torosların ardında bekliyordu bizi Tarsus... Çukurova yöresine daha önceki yıllarda gitmiştim farklı nedenlerle... Ama Tarsus'u gezme, görme fırsatım olmamıştı.... Bu nedenle her zaman olduğu gibi yeni bir yer görecek, yeni keşifler, yeni gözlemler yapacak olmanın heyecanı vardı içimde..

Tarsus'a vardığımızda en az havası kadar sıcak olan güleryüzlü insanları karşıladı bizi... ve benim Tarsus tanımım şöyle oldu ardından; "gidip geldikten sonra izmir hiç sıcak değilmiş aslında dediğim, hatta bu nedenle çevremdekilerle ısrarlı tartışmalara girdiğim, aynı zamanda havası kadar ınsanlarının da sıcak olduğu yer"...

Tarsus nem oranının çok yüksek olması nedeniyle hava sıcaklığının fazlasıyla yüksek hissedildiği bir iklime sahip... Özelikle de klimali ortamdan çıktığınızda kendinizi arka tarafında yanan ateşini görmediğiniz bir fırına girmiş gibi hissediyorsunuz. Tüm vücudunuzun sanki bir sıcak hava kütlesi tarafından sarılmış olduğu hissiyle nefesinizin daraldığını hissedebilirsiniz... bu nedenle sürekli klimalı ortamda bulunma gereksinimi duyuyorsunuz. ki ben her zaman oluşturduğu yapay iklim nedeniyle klimalı ortamlardan nefret etsem de -aynı zamanda klimanın allerjik olan yapıma olumsuz katkıları nedeniyle tabi ki-  ve sıcaktan rahatsız olmayan biri olduğumu savunsam da hayatımda ilk kez gece bile klimalı ortamda uyumak zorunda kaldım...  bu sıcak, bunaltıcı ve vücudunuzu her daim üzerinde bir tabaka varmış gibi hissettiren nem sayesinde, suyun altında bir yaşam olabilir mi acaba diye düşüncelere kapılabiliyorsunuz zaman zaman. Çarşıya çıktığınızda ise karşılaştığınız insan kalabalığı nedeniyle bu sıcağın sanki hiç kimseyi etkilemediğini de düşünebilirsiniz tabi... İnsanın doğası gereği yaşadığı iklime uyum sağladığının örneklerini oluşturuyor tabi ki bu insanlar... bu nedenle ki yine de mutlaka gidilmesi, gezilmesi, görülmesi gereken bir yer Tarsus...

Şehrin altında henüz gün yüzüne çıkarılmamış bir tarih yatıyor... Kazıları farklı farklı bölgelerde başlamış olmakla birlikte tamamlanması yıllar sürecek gibi görünüyor ya da mevcut sehri ayrı bir yere taşımak gerekiyor öncelikle sanırım... Farklı amaçlarla kazılar yapılırken ortaya çıkan şehr kalıntılarına rastlayabiliyorsunuz şehir içinde... Yıllar boyu ülke dışına kaçırılan tarihi serlerin olduğundan söz ediliyor... Tarihi açıdan en önemli yönü tüm dinler için önemli bir yere sahip bir bölge burası... Belki de bu nedenle insanları da kendi dinlerini, kendi kültürlerini yasamanın yani sıra aynı zamanda kültürlerini paylaşabiliyorlar da... Eshab-ı kehf, Saint Paul kuyusu ve kilisesi, Hz Danyal'in mezarı, Bilal Habeşi mescidi bu anlamda görülebilecek yerler...

İnsanlık tarihi kadar eski bir tarihe sahip Tarsus'ta diğer bir öykü de yılanların şahı anlamına gelen Şahmeran'ın öyküsü... şahlarının öldüğünü bilmeyen ve günün birinde öğrendiklerinde yılanların basacağı şehir olarak biliniyor Tarsus... Vücudunun üst bölümü insan, alt bölümü yılan olan Şahmaran'ın kılıçla kesilerek öldürüldüğü rivayet edilen hamam beyaza boyanmış ve adı yeni hamam olarak değişirilmiş olarak hala kullanılıyor... (efsane farklı şekilerde anlatılmakla birlikte http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eahmeran yararlı olabilir)
Yenilenen ve turistik amaçlı hediyelik eşya satışı yapılan dükkanların bulunduğu -bu dükkanlar kadın dayanışma ve desteğini salamak amacıyla özellikle kadın esnaflara yönelik hazırlanmış- iki kapısının üstünde de bulunan kaşık simgelerinin isim verdiği kırkkaşık bedesteni, bahçesinde hala her saat başı saati bildiren bir saat kulesi olan tarihi Ulu camisi,  zamanında deniz kenarında olan ve büyük gemilerin yanaştığı söylenen ve kentin giriş kapılarından biri olan, aynı zamanda Mısır'ın ünlü Kraliçesi Kleopatra'nın sevgilisi Romalı Antonyus ile Tarsus'ta buluşmak üzere geldiğinde şehre girdiği, Kleopatra kapısı, bir kısmı yenilenerek turistik amaçlı kafelere çevrilmiş eski evleri ve sokakları, 1800'lü yıllardan günümüze kadar eğitim yapılan Tarsus Amerikan Koleji'nin muhteşem tarihi yapısı mutlaka görülmesi gerekenler...

Tarsus'un tarihi evlerinin bulunduğu eski sokaklarında gezerken ve fotograf çekerken bambaşka dünyalara gidiyorsunuz... En eski mahallelerinden biri olan Cami-i Nur mahallesinin sokaklarında ki bazı evler İzmir'de ki eski göçmen mahallelerini ve buralarda ki tek katlı, büyük kapılı, avlulu evlerini hatırlattı bana...geniş avlularına girdiğinizde renk cümbüşü içerisinde birbirine karışmış ortanca tenekelerinin olduğu evleri... Bu mahallede hala sıcak komşuluk ilişkilerinin sürdüğünü izlemek, balkondan balkona sohbetleri dinlemek, birbirine yemek gönderen insanların olduğunu hatırlamak, avlusundan içeri girdiğinizde kireç badanalı duvarları görmek, sokaklarında koşturan kir pas içindeki çocukların neşesini paylaşmak, herkesin tanıdığı ve herkesi tanıyan güleryüzlü şalgam suyu satıcısının yıllardır hep aynı köşede olduğunu öğrenmek, önünden geçerken sessiz duruşuna tanıklık ettiğiniz ne zaman terk edildiği belirsiz o eski evlerin zincir vurulmuş kapılarının ardındaki çığlıkları, kahkahaları, ağlamaları, şarkıları hayal edebilmek, mutlaka bir bölümü harabe haline dönmüş ama her yanı tarih kokan ama hala içerisinde her biri diğerinden farklı yaşamların sürdüğü evlerin kocaman ahşap kapılarının önünde bakışlarında anlatılamayacak kadar uzun hikayeleri olan yaşlı teyzeleri görmek, yaşadığım büyükşehirde artık göremediğim, yaşayamadığım güzellikleri hatırlatırken bana, diğer bir yandan da yüzümde kendiliğinden oluşan o buruk gülümseyi hissettim ...
(Tarsus evlerinin mimarisi hakkında http://www.tarsuslulardernegi.com/tr/evler.html incelenebilir)

Bulunduğu topraklara sanki her zaman güzellik ve huzur getirme görevi varmış gibi düşündüğüm su, Tarsus şelalesinde de bu görevini muhteşem bir şekilde yerine getiriyordu... sesiyle, görüntüsüyle huzur veren bir yer olarak tanımlanabilir Tarsus şelalesi... Anlatılan olumsuzlukların ardından çevre düzenlemesi yapılmış ve gidip semaverle çayınızı içebileceginiz mekanları mevcut hale getirilmiş şelale çevresinin... Yine diğer bir suya yakın komşuluk kurabileceğiniz alan ise Tarsus barajının etrafında yapılmış piknik alanları... Hem pikniğinizi yapabilir, hem de çocuklarınızın top peşinde koşmasına fırsat yaratabilirsiniz burada... dileyen mangal keyfini de yapabiliyor... gelenlerin birbirini rahatsız etmeyeceği şekilde düzenlemesi yapılaak kullanışlı bir ortam haline getirilmiş... Böylece eskiden anlatılan korkutucu, rahatsız edici, güvensiz ortam görünümünden uzaklaşmış...

Yemek kültürü de içinde barındırdığı tüm kültürler gibi oldukça çeşitli bu bölgenin... Bol baharat, özellikle kimyon ve nar eksisi kullanımı ile müthiş lezzetler elde ediyorlar. Et tüketimi fazla olmakla birlikte girit kültürü sayesinde ot ve sebzeleri de bilen insanlarla da karşılaşıyorsunuz... Şişte yapılan ciğeri, fındık lahmacunları ve salgam en az anlatıldığı kadar lezzetliydi... Kelesoglu baklavasının, irmik ve bol antep fıstığı ile yapılarak bembeyaz köpükle kaplı ramazan ayına özel kerebiç tatlısının, adana usulü sergilenerek satılan taş kadayıf ve diğer tatlılarının, cezeryelerinin de tadina da bakılması gerekiyor...

Plansız programsız bir şekilde gittiğim, orada bulunduğum zaman süresince yemekleri, insanları, tarihiyle, evleri ve sokaklarıyla zaman zaman Antakya-Hatay zaman zaman İzmir kültürüne benzettiğim, gidip görmekten mutluluk duyduğum, sokaklarında yürürken huzur buldugum bir yer oldu Tarsus benim için...

Son olarak; şimdiye kadar bir çok film ve dizi için ev sahipliği yapmış olduğunu öğrendiğim Tarsus'un eski mahallelerinin kimi daracık, kimi çıkmaz olan sokaklarında, bu günlerde kurtlar vadisinin yeni bir sinema filmi çekilmekteymiş ... Bu nedenle duvarlarda, kapılarda arapça yazılar, filistin bayrakları göze çarpmaktadır.