Son günlerde kendimi iyice duygusuz, duygulardan arınmış oldugumu, özellikle de ask ve sevgi kelimelerinin anlamsız geldigini düşünürken buluyorum... Yaşadığım askların , kendimi icinde kaybettiğim sevgilerimin su anda bana hiç bir şey ifade etmediğini hissediyorum... Artik canimi yakanin o sevgilerin, asklarin acisi degil de o gunleri o acı cektigim, nefes alirken icimin acidigi gunleri düşünmenin su anda hiç bir şey hissettirmiyor olması... Oysa güzeldi o zamanlar geceleri uykusuz geçirmek, sabahları şişmiş gözlerle uyanmak, uykuya dalamayinca kendini suyla arıtmanın kolay olduğunu sanıp da saatlerce duşun altında ağlamak, nefes alamamak...
Sanki bunları yazarken baskasından bahsediyor gibi olmak... Zaman.. Zamana bırak... Dedikleri buydu sanırım...
Ve bunca gecen zamanın ardından çevrende, yakınlarında duyduğun ask, sevgi, tutku, bağlılık sözcüklerinin hiç bir şey ifade etmiyor olması...
"Bana bir zamanlar verdigin sevgi, benim de hiç çekinmeden aldığım, sonsuzmuscasina, korkusuzca eriyip gitti, bir cocuğun elinde korumaya çalıştığı gizemli, mucizevi bir kar tanesi gibi. Geriye kalan anlamsız bir islaklik iste.Sevişme sonrası yatakta kalan islaklik gibi, göze carpmayan, kolaylıkla birakilip gidilen; yalnızlığın bir ayrıntısından başka bir şey degil.
Suların akısı, avuçlardan sızıp gitmesi tanimsiz bir acı veriyor bana. Guzel olanla birlikte çirkinin de sürekli yok olmasının yarattığı korku da diyebilirim. Gecmise duyulan özlemden soz etmiyorum; gecmis bugünden daha mutlu degildi. Zamanın durdurulamayan akısından, sürekli 'bu an'ın gecmis oluşundan duydugum o iç sızısını anlatıyorum."
"Anların, hiç varolmamız gibi birbiri ardından yitmesinin yalın hüznü söylediğim. Belki de bu yüzden hep izler istiyorum, kanayan, kabim bağlayan yaralar, belki gercek ölümler."
İste mucizevi mandarinde böyle diyor Aslı Erdogan...
Ne kadar tanıdık bana, ruhuma, fikrime, zihnimden geçenlere... İzler kayboldukca üzülüyorum ben.. Ancak onlar dokunduğu zaman kanamaya başlayan ve aslında hep orada olan yaralarım ben buyudukce iyileşiyor, ya da bedenim ve ruhum buyudukce, yaranın izi küçülüyor... Kuculdukce gorunemez hale geliyor tam olarak kaybolmasa da...
Aslinda gereksinimim var o izlere. "Bir zamanlar acı çektiğimi hatırlatmak için bile olsa gereksinim duyuyorum. Zamanın geçip gitmesine, elimde hiçbir şey bırakmadan akmasına dayanamıyorum çünkü." Ve ben o izleri gormedikce onlara ait, onlarla icice hangi duygu varsa acı, sevinç, hüzün, mutluluk, tutku, gözyaşı... Hepsini unutuyorum... Yaşanmamış gibi hissedebiliyorum...
Kim bilir yeni biri gelip de o yaraya, o ize, o kabuğa dokununa kadar da böyle olacak... Ben dayanamıyor olsam da zaman bana inat tüm hızıyla akıp giderken hem de...
FV 14 Eylül 2010
kendini bilen, yaşamı seven, yaşadıklarının her birine üzülse de sevinse de bir deneyim olarak bakabilen ve bunlardan kendi payına düşeni bazen alan bazen almak istemeyen, her gün öğrenen, öğrenmek için enerjisini yitirmemeye çalışan, bu enerjiyi zaman zaman tüketen içindeki fırtınalara rağmen hala gülümseyebilen, bazen sert kabuğuna çekilip kaybolan... birisi işte...
Gilraen Telrunya
içimden geçenler... yazıya dökülenler...
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Eylül 2010
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)